“Hayattaki en büyük düzensizliğin ana medenlerinden biri, herkesin ‘düzenli ve düzgün’ bir hayata sahip olmak istemesi ancak kimsenin hayatı ‘düzene koymak’ istememesidir”
Tolstoy
Tolstoy’un bu sözü, insan doğasının temel bir çelişkisine işaret eder. İnsanlar, düzenli bir yaşam hayal ederken bu düzeni kurmak için gerekli çabayı göstermekten kaçınır. Bunun nedenlerinden biri, değişim ve sorumluluk almanın zorluğudur. İnsanlar, bilinmezlik ve zorluklarla yüzleşmek yerine mevcut güvenli alanlarında kalmayı tercih eder. Çünkü adım attığında karşısına çıkacak engel olma olasılığından korkar. Engeller sadece iç motivasyon değil dış motivasyon açısından da etkilidir. Birey her ne kadar bu değişime odaklı ve motivasyonlu bir şekilde başlasa da dıştan gelen sorumluluk, kısıtlama ve engeller onu bu yolda devam etme amacından saptırabilir.
Eylem, hayalden önce mi gelir?
Eğer bir düzen istiyorsak ve bunun sonucunda büyük değişimler yaratabileceğimize de inanıyorsak önce eyleme geçmeliyiz. Küçük adımlarla bunu kendimiz inşa etmeliyiz. Bence en büyük sorunumuz da sorumluluğumuzu başkalarına atfetmek, yüklemektir. Kendi sorumluluğumuzu gerçekten aldığımız taktirde çevresel etkenlerin de bu yöndeki hedefimize çok fazla etki edeceğini düşünmüyorum. Bu da Eric Hoffer’ın şu sözlerini özetliyor: “Hayatta en büyük sorun, çözüm istediğimiz şeylerin genelde sorumluluğunu almak istemememizdir.”
Ayrıca, insanın hemen sonuç beklentisi ve olumlu şeylere odaklanmakta zorlanması da bu çelişkiyi derinleştirir. Çevremizde gerçekleşen olumlu şeyleri fark etmek yerine, olumsuzluklara algıda seçicilik yaparız. Bu durum, geçmiş olumsuz deneyimlerin etkisiyle birleşince, bireyin çaba göstermeye dair inancını zedeler.
Diğer bir nokta ise insan iradesidir. İnsan iradesi sınırlıdır ve birçok kişi gün içinde iradesini farklı alanlarda tüketir. İş, okul, ilişkiler gibi hayatın farklı alanlarında enerjisini harcayan birey, düzen kurmak için gereken ekstra çabayı gösteremez. Jules Payot, İrade Terbiyesi kitabında insanın doğuştan getirdiği iradenin geliştirilebilir bir kapasite olduğunu savunur. İradenin yaşamda daha fazla kontrol, başarı, kararlılık sağlamak için bir araç olduğunu söyler. Bu da hayatımızı düzene koymak eylemi için büyük bir etken olduğunu gösteriyor. Tolstoy’un ifadesine benzer şekilde, toplumsal düzeni kurmak için yalnızca “düzgün bir yaşam arzusunun” yeterli olmadığını, bunun için kişisel ve toplumsal düzeyde sürekli bir çaba ve sorumluluk alınması gerektiğini Grigoriy Petrov ‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ kitabında anlatır. Beyaz Zambaklar Ülkesinde, tam da bu irade ve çaba eksikliğinin nasıl büyük bir engel oluşturduğunu ve bu engeli aşmak için gerekli olan disiplini vurgular.
Kitabında, Finlandiya’nın toplumsal dönüşümünü anlatan yazar, bir toplumun gelişebilmesi için bireylerin çaba ve sorumluluk alarak harekete geçmesi gerektiğini vurgular. Tolstoy’un sözüyle paralellik gösteren bir nokta, toplumların düzenli ve gelişmiş bir hayata ulaşabilmesi için sadece arzularının ve isteklerin, hayallerin yeterli olmadığıdır. Toplumların başarısı, bireylerin çaba ve sorumluluk üstlenmeleriyle mümkündür.
Başarı, uygun bir destek sistemi ve doğru bir motivasyonla mümkündür. Küçük adımlar atmak, başarıları kutlamak ve pozitif bir çevre oluşturmak bu sürecin anahtarlarıdır. Ancak düzen kurmak sadece bireyin sorumluluğu değil, aynı zamanda çevresel faktörlerle desteklenmesi gereken bir süreçtir.
Birey bu çevresel düzenlemeyi ne ölçüde yönetebilir?
Birey çevresinde tamamen etkili bir şekilde düzenleme etkiliğine sahip olamasa da büyük oranda kendi içsel motivasyonu da dahil olmak üzere kendi koşullarını iyileştirme şansına sahiptir. Bunlar bazen fedakarlık içerebilir.
Yine Tostoy’un dediği gibi “Herkes dünyayı değiştirmek ister, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.”
H.Y. Çakır.

No responses yet