Öğretmenlik, insanlık tarihinin en kutsal ve en köklü mesleklerinden biridir. Ancak öğretmenlik sadece sınıfta ya da okulda icra edilen bir meslek midir? Yoksa okul dışındaki rehberler, bilgelik taşıyıcıları da öğretmen sayılabilir mi? Biraz geçmişe dönüp baktığımızda, öğretmenlik mesleğinin antik Yunan tarihindeki önemini açıkça görebiliriz.
Platon’un şu sözü, eğitimin ve öğretmenin anlamını derinlemesine kavrayabilmek için hala ilham kaynağıdır:
“Eğitim, ruhu karanlıktan aydınlığa taşıma sanatıdır.”
Augustinus ise öğretmenlerin rolünü şöyle tanımlar:
“Bilgelik öğretmenimizdir, öğretmenler de bu bilgelik ışığını yayan rehberlerdir.”
Peki, bugün öğretmenlik mesleğinin toplumsal ve bireysel hayatımız üzerindeki etkisi ne düzeyde? Günümüz toplumunda öğretmenlik, ne yazık ki bazı coğrafyalarda ve özellikle doğu kültürlerinde artık bir bilgelik arayışı olmaktan çok, ekonomik bir kurtuluş ve hayatta kalma aracı olarak görülmeye başlamıştır. Özellikle Türkiye’deki gözlemlerime dayanarak, yoksulluk kaygısından kaçışın bir yolu olarak öğretmenliğe yönelimin arttığını söyleyebilirim. Bu durum, eğitimin kalitesine doğrudan etki etmekte ve Pisa sonuçlarında Türkiye’nin dünya sıralamasındaki yerini gözler önüne sermektedir.
Ne yazık ki, birçok zaman başarısızlık sadece öğrencilerle ilişkilendirilir. Oysa insanın mutluluğunu etkileyen en önemli faktörlerden biri kişilik özellikleridir ve bu faktör mutluluğun yaklaşık %50’sini oluşturur. İnsanın mutluluğunu etkileyen diğer faktörler ise demografik etkenlerle %10 ve mutluluğu artırma stratejileriyle %40 etkili olmaktadır. Ancak bizler, meslek paydaşları olarak o kadar ekonomik kaygılara büründük ki, mutluluğun etkisini unuttuk ve kaygılarımız ile korkularımız arasında otoriter bir sistem üzerinden yönetmeye devam ediyoruz. Oysa hepimiz, mutluluğa giden yolda stratejileri uygulayarak hareket edersek, geleceğimiz çok daha emin ellerde olacaktır. Maddi doyum yerine mesleki doyuma ulaşmak, nihai hedefimiz olmalıdır.
Unutmamalıyız ki, bizler bu ülkede yaşıyorsak ve eğitim alanında herhangi bir paydaş olarak yer alıyorsak, hepimiz birer öğretmeniz. Ve bu bilinçle hareket edersek, Atatürk’ün şu sözünü daha derinden anlayabiliriz:
“Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir.”
Eğitim, bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli yapı taşıdır. Eğer eğitim sistemimize, öğrencilerimize ve mesleğimize bu bilinçle sahip çıkarsak, geleceğimizi de güvence altına alabiliriz. Son olarak Atatürk’ün şu sözüyle bitirmek istiyorum:
“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Bu vesileyle, ülkemizin aydınlık geleceği için emek veren tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.
Saygılarımla,
Psikolojik Danışman
Vahid Shalqini

No responses yet